Halide Edip Adıvar ve Amerikan Mandası Meselesi

515824957567484_1259582185

Mondros Mütarekesi'nden sonra meydana gelen kargaşa ortamında birçok dernek, fırka vs. gibi teşekküller oluşturulmuştur. Bu cemiyetlerden biride kısa ömürlü fakat etkisi fazla olan Wilson Prensipleri Cemiyeti'dir. Cemiyetin kuruluş tarihi olarak çeşitli görüşler hâkimdir. Wilson Prensipleri Cemiyeti'nin kuruluşu fikri Halide Edip den çıkmış, Cemiyetin liderliğini de Halide Edip ile yazıları ile bu cemiyetin kuruluşu ve amacını savunan A. Emin Yalman Bey yapmışlardır.

Birinci Dünya Savaşı sonunda, barışın temel prensiplerini tespit etmek üzere ABD Başkanı Wilson tarafından 8 Ocak 1918 Salı günü Amerikan Kongresi'nde açıklanan, Wilson Prensipleri diye ünlü on dört maddelik barış programı, devletin anlamı ve düzeni ile ilgili ilkeleri belirliyordu. Milliyetçilik temeline ve milletlerin kendi kendilerini yönetme esasına dayanan bu programın on ikinci maddesi, Osmanlı Devleti'nin tümüyle bağımsız bir devlet olarak kalmasını öngörüyordu. On ikinci maddede başlıca üç mesele söz konusu ediliyordu: "Boğazların milletlerarası bir idarenin teminatı altında bütün milletlerin ticaret ve ulaşımına açık bulundurulması, İmparatorluğun Türklerle meskûn kesimlerine tam bir hükümranlık hakkı tanınması, ancak Türk hâkimiyetinde bulunan diğer milletlere de yaşama ve kolayca gelişme imkânının teminat altına alınması, yani muhtariyet tanınması". Buna göre, Osmanlı Devleti'nin tümüyle bağımsız bir devlet olarak kalması öngörülüyordu. Başkan Wilson'un, Kongre'ye yaptığı konuşma ile Amerikan kamuoyunda da Yakın Doğu'ya olan ilgi artmıştı. Türk kamuoyu ise, Wilson Prensipleri'nin on ikinci maddesine güveniyordu. Henüz Mondros Mütarekesi'nin imza edilmediği günlerde, basında, Türkiye kaderini ve ümidini Amerika'ya bağlıyordu. Türk basınına göre; Dünya'da harp fikrinin ölmesi lazımdı. "Wilson bu nazariyeyi buldu ve meşhur on dört maddelik umumi sulh teklifi ile harp fikrini öldürdü" deniliyor ve Dünya'ya yeni bir insanlık fikri getirdiğine inanılıyordu. Vakit gazetesi de, "Wilson Prensipleri'ne Dair Mühim İzahat başlığı altında 'cihana yeni bir hürriyet bahşeden' bir doktrin olduğunu vurguluyordu. Yalnız İstanbul'daki bazı aydınlar değil, Anadolu'nun çeşitli yerlerinde vatanın kurtarılmasına çare arayan diğer aydınlar arasında da Wilson Prensipleri'ni tek çare bulanlar vardı.[1]

Mondros Mütarekesi'nden sonra meydana gelen kargaşa ortamında birçok dernek, fırka vs. gibi teşekküller oluşturulmuştur. Bu cemiyetlerden biride kısa ömürlü fakat etkisi fazla olan Wilson Prensipleri Cemiyeti'dir. Cemiyetin kuruluş tarihi olarak çeşitli görüşler hâkimdir. Wilson Prensipleri Cemiyeti'nin kuruluşu fikri Halide Edip den çıkmış, Cemiyetin liderliğini de Halide Edip ile yazıları ile bu cemiyetin kuruluşu ve amacını savunan A. Emin Yalman Bey yapmışlardır.[2]

Cemiyetin açılması ile birlikte hemen faaliyete geçilmiş ve 5 Aralık 1918'de Amerikan Cumhurbaşkanı Wilson'a bir muhtıra göndererek yardım istenmiştir. Bu muhtıra şu şekildedir;

"Türk aydın ve basın mensupları memleketlerinde en iyi şekilde bir reform yapabilmek maksadıyla bir cemiyet kurdular. Gayesi; dini müsamaha ve siyasi müsavat üzerine kurulmuş gayri-i mütecanis halkı başarılı bir şekilde ahenkli bir hayata kavuşturan Amerika Cumhuriyetinden yardım ve tecrübelerini Türkiye'de gayri mütecanis dinler ve ırklar meselesinin halli için kullanılmasını" istemektedirler. Bunu müteakip muhtırada şu satılara yer verilmektedir. "Bizim arzumuz nihai istiklalimizi tehdit edecek bir vasilik olmayıp geri kalmış insanları bir müddet eğitimden sonra şerefli bir mevkie yükseltmek, onlara milletler camiasında bir yer verilmesidir". Bununla bir vasilik arzu edilmediği belirtiliyor. Ancak bu rehberlik sözünün başka bir mana taşımadığı muhtıranın muhtevasından anlaşılmaktadır. Muhtıranın geri kalan bölümünde Amerika'dan yardım olarak istenen konular yer almaktadır. Bu yardımlar dokuz maddeden oluşmaktadır. Bu dokuz madde incelendiğinde görülecektir ki, Türk Hükümeti şeklen mevcut olup hiç bir kanun yapma yetkisi yoktur. Türk Ordusu olmayıp, başında Amerikalıların bulunduğu polis ve jandarma kuvvetleri vazife görecektir. Amerika'nın yapacağı "terbiye ve irşat sistemi" ile en az 15, en çok 25 yıl rehberlik ve eğitim çağı sürecektir. Bu zamanın bitiminden sonra Amerikalılar geride müreffeh bir ülke, "bir küçük Amerika" bırakarak çekip gideceklerdir.[3]

Halide Edip Adıvar ise kendisi bu durumu şu şekilde anlatır;

Bütün dünyada kuvvetli bir tesir yapan ve yenilmiş milletlere biraz ümit veren Wilson Prensipleri bizde de büyük tesir yaptı ve İstanbul'da Wilson Prensipleri Cemiyeti, tanınmış yazarlar ve avukatlar tarafından kuruldu. Paris'te bulunan Wilson'a bir muhtıra göndermeye karar verdiler. Bu muhtıranın esası: Amerika'nın Türkiye'ye evvela belirli bir zaman için barış temin etmesi, yani taarruzdan korunmasını sağlaması, aynı zamanda Türkiye'ye iktisadi yardımda bulunması, bu yıllar esnasında Türkiye'ye uzmanlar göndererek yeni bir rejim kurması ve iç kalkınmayı sağlamasından ibaretti.[4]

Mustafa Kemal Paşa'da kongrelerden önce aydın ve yazarlara, milletin kurtuluşu için ne yapılması gerektiğine dair düşüncelerini öğrenmek adına mektuplar yollamıştır. Halide Edip de bu mektubu alan kişilerdendir. Halide Edip de Mustafa Kemal Paşa'ya uzunca bir mektup yazarak Amerikan Mandası fikrini savunmuştur. Sivas Kongresi yapıldığından tartışılan en önemli konuda ''Manda ve Himaye'' olmuştur. Bu tartışma sıralarında ise Amerika'dan gelen bir heyet İstanbul'da incelemelerde bulunuyor Halide Edip de bu heyetle yakından ilgileniyordu. Gelen heyetin amacının Osmanlı Devletini kurtarmak değil de daha çok bir Ermenistan Devleti kurmak gibi düşüncesi vardı. Wilson İlkeleri aynı zamanda Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan azınlıkların da ümidi olmuştur. Heyetin almış olduğu diğer kararlar ise bağımsız bir İstanbul Devleti kurulması, İzmir bölgesine özerklik verilmesi gibi maddeler bulunmaktadır.

Mustafa Kemal Paşa'nın manda ve himaye konusunda görüşleri kesindi kendisine sorulduğunda ise Sivas Kongresi'nin 8. Maddesini hatırlatır.

''Bu madde; Amacımız en evvel devlet ve milletimizin içerde ve dışarıda istiklalidir. Vatanın tamamı saklı kalmak şartıyla, milli esaslarına uymak üzere ülkemiz hakkında, istila emelleri beslemeyen herhangi bir devletin iktisadi yardımını memnuniyetle kabul ederiz.''[5]

Wilson'un olumsuz tutumuna rağmen bir türlü Amerikan himayesinden vazgeçmeyen vilsoncular her ne kadar İstanbul'daki aydınlar arasında çok kuvvetli bir durumda ise de, Anadolu'da Türkiye'yi içinde bulunduğu durumdan kurtarmak gayesiyle ulusal bir kuvvet meydana getirmekte olan Mustafa Kemal Paşa'yı kazanmak zorundaydı. Çünkü İstanbul'daki Amerikalılar onlara, ancak ulusu temsil edecek bir heyetin yapacağı başvurunun Amerikan Kongresi'nde ciddi karşılanabileceğini söylemişlerdi. Bunun için onlar mektuplar, telgraflar, raporlar göndererek Mustafa Kemal Paşa' ya kendi fikirlerini kabul ettirmeğe çalıştılar. ABD İlk başvuru 25 Temmuz 1919'da Bekir Sami Bey'den geldi, Bekir Sami Bey Amasya'dan 5. Tümen Komutan Vekili Arif Bey aracılığıyla gönderdiği mektubunda: "...Memleketin beş mandaterliğe bölünmesinin kesin olduğunu, milletin beş mandaterlik değil bir mandaterin elinde bulunmak şartıyla milli varlığını korumaya çalışmasını; tam bağımsızlığın korunmasını isteyenlerin boş bir hayal peşinde koştuklarını; memleketin rüşdünü kanıtlayana değin geçici bir süre için yabancı bir hükümetin mandaterliğini kurtuluş çaresi olarak gördüğünü; kendisi ve arkadaşlarının Amerikan mandası taraftarı olduğunu ve Amerikalıların bunu en iyi şekilde tatbik edeceklerine inandığını, Hilafet hakları ve saltanatın Osmanlı hanedanında kalması; dışarıda temsil edilme hakkımızın eskisi gibi devam etmesi koşuluyla Amerikan mandaterliğini istemekte endişe edecek bir durum olmadığını.. Ancak Wilson'un teklifin hükümetten değil, milletten gelmesini beklediğini" belirtmekteydi. Mustafa Kemal Paşa, Bekir Sami Bey'e verdiği cevapta; Erzurum Kongresinde herkesin, ısrarla tam bağımsızlık istemekte olduğu, böyle bir kongrede ne olduğu belirsiz Amerikan Mandaterliğinden söz edilmesinin doğru olmadığı, hatta zararlı olacağını bildirdi. Ömer Fevzi [Eyüboğlu] Bey'in ısrarlı davranmasına karşın Erzurum Kongresinde manda konusunun görüşme durumuna girmesini önledi. Yalnız Erzurum Kongresi kararlarının yedinci maddesinde; "...Fen, sanat ve ekonomik bakımlardan muhtaç durumda olduğumuzu, bu nedenle, devlet ve milletin bütünlüğü ve bağımsızlığına göz konulmaması şartıyla, herhangi bir devletin bu alandaki yardımlarının hoşnutlukla karşılanacağı" açıklanmıştı. Mustafa Kemal Amerika'nın adını anmaktan kaçınmıştı. Çünkü bu ad, Doğu' da herkeste nefret uyandıran bağımsız Ermenistan projesi ile kaynaşmış idi.[6]

Niyazi Berkes ise durumu şöyle özetlemiştir;

Sözünü ettiğimiz Wilson doktrinin ilkeleri, Sovyetlerle Almanya arasında yapılan Brest-Litovsk Barış Antlaşması üzerine 8 Ocak 1918'de yayınlanmıştı. Bu doktrinde Birinci Dünya Savaşı sona erince yenilen devletlerin egemenliği altında olan halkların siyasi durumunu düzenlemede bir ilke olarak alınacak olan ulusal irade ilkesi vardı. Bunda Osmanlı Devletini ilgilendiren yan, yönetimi altındaki milletlerin kendi rejimlerini kendi haklarının isteğine göre kurma özgürlüğü fikridir. Fakat bu prensip '' egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur'' tezine dayanarak kurulacak bir devletin varlığını kabul edemezdi. Çünkü bu doktrinde ulusal irade özgürlüğü ve ulusal egemenlik ancak iki koşulla kabul ediliyordu: a) Ulusal özgürlük var olan siyasal düzende devrimci bir değişmeye kapsamayan bir özgürlük olacaktı, b) ya da savaşın mahkûm ettiği devletlerin egemenliğinden çıkacak kavimler, kurulacak Uluslar Birliği'nin saptayacağı bir devletin vasiliği altında kendi siyasal düzenini kurabilecekti. Bu yönde Ermeniler öyle bir Ermenistan haritası çiziyor ki, Mustafa Kemal gibi kişiler için Wilson doktrinine güvenmek ulusa hıyanetten başka bir şey olamazdı.[7]

Tüm bu şartlar altında Manda ve Himaye kabul edilmemiştir. 1920 yılında Amerikan Kongresi'nde yapılan oylama ile manda reddedilmiştir. Halide Edip'in kurmuş olduğu Wilson İlkeleri Cemiyeti de kısa bir süre sonra kapatılmıştır.

O dönemde Robert Kolej'in müdürü olan Dr. Frank Gates ile Halide Edip'in çok yakın dost olmaları ve Halide Edip'in Dr. Gates'in fikirlerinden etkilenmiş olması, ayrıca Wilson Prensipleri Cemiyeti'nin kuruluşunda Dr. Gates'in yardımlarının olması gibi hususlar, bu dönemde Halide Edip de Amerikan Heyetlerine karşı aşırı iyimser bir hava sergilemesinde etkili olmuştur.[8]

Muzaffer Uyguner ise duruma değişik bir açıdan bakmıştır.

''… burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta, ileride yapıtlarında yansıyacak doğu-batı sorununun, daha başlangıçta aile içinde görülmesidir. Halide Edip, bir yandan doğu kültürü içinde yetişmiş bir ailenin çocuğudur ve çocukluğunda hep bu havayı alıp vermiştir. Bir süre sonra ise batılı bir eğitim ve öğrenim görmüş ve böylece yepyeni bir dünyaya gözlerini açmıştır. Bu ikilemi daha başlangıçta yaşayan Halide Edip, yaşamı boyunca, algılamaları ve bilinçlenmesi doğrultusunda bir gelişme gösterir. Doğu kültürünün etkisinden kurtulamaz; ama bir zaman Avrupa'ya, sonraları ise ABD'ne dönük bir anlayış içinde yer alır. ''Başlangıçta daha ağır basan Batılılık, Milli Mücadele devresinde çok değişik bir veçhe kazanır. Halide Edip, savaş dolayısıyla Batı'nın iğrenç cephesiyle karşılaştıktan sonra, kendi milli değerlerini yeniden görmeğe başlar.[9]

Hicran Göze'de olayı kısaca şöyle özetlemiştir;

Halide Edip hatıratlarında büyük bir şamata ile ilan edilen Wilson'un on dört prensibinden bahsederek bu prensiplerin bütün dünyada büyük bir tesir uyandırdığından ve Türklerin bu prensiplere umut bağlayarak istikballerine dokunulmayacağını zannettiklerini yazmaktadır. Bütün Türk aydınları gibi Halide Edip de büyük bir gürültü ile ilan edilen prensiplerin iki şeye mâni olacağına inanmıştı. Türkiye'nin doğusunda bir Ermenistan kurulamayacak ve Yunanlıların Orta Doğuya el atmalarına mâni olunacaktı. Halide Edip'e göre Müttefik devletler eğer bu iki husustan kaçınmış olsalardı hadiseler çok başka şekilde cereyan edebilirdi. Wilson prensipleri cemiyeti Amerikan mandasına taraftarlığın ilk adımlarıdır. İstanbul'da palazlanan bu cereyan Doğu Anadolu'nun bizzat yaşadığı feci hadiselere çarparak yok olacaktır. Amerikan mandacılığının bir zaman direndikten sonra yok oluşunda her halde en büyük pay Kazım Karabekir'in Doğuda temelini attığı çok sağlam bir milli dayanışmadır. Bu çok değişik ve şaşırtıcı şartlar içinde Wilson prensiplerinden ve onun devamı gibi olan Amerikan mandasından bir fayda umarak Amerika'ya kendisini anlatma gayretinde olan o günün aydınlarının vatanseverliğinden hiç şüphe edilemez.[10]

Halide Edip Adıvar kendi hatıratlarından bu konuda pek fazla bahsetmemiştir sadece Wilson İlkeleri Cemiyeti'ni kurduğundan söz eder. Halide Edip Adıvar'ın daha sonra bu fikirleri savunduğu metinler yoktur. Kendisi Milli Mücadele döneminde önemli bir rol oynamıştır daha sonra bizzat Mustafa Kemal'in yanında görev aldığı zamanlar olmuştur. Milli Mücadele dönemini sırasında tüm yaşadıklarını "Türk'ün Ateşle İmtihanı" adlı eserde anlatmıştır.

KAYNAKÇA

. Adıvar, Halide Edip, ''Türk'ün Ateşle İmtihanı'', Can Yayınları, İstanbul, 2015.

. Arabacı, Hacı Murat, ''Milli Mücadelenin Hazırlık Sahasında Halide Edip Adıvar'ın Faaliyetleri ve Mustafa Kemal Atatürk'', Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Kütahya, 2007.

. Oğuz Aytepe, Milli Mücadele'de Manda Sorunu ve Mustafa Kemal'in Yaklaşımı, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Ensitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S. 24, 1999

. Berkes, Niyazi, ''Türkiye'de Çağdaşlaşma'', Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2015.

. Bilgen, Deniz, ''Wilson İlkelerine Türk Kamuoyunun Tepkisi ve Bunun Amerikan Basınına Yansıması'', Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Ankara, 1994.

. Göze, Hicran, ''Zor Yılların Kadını Halide Edip Adıvar'', Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2003.

. Uyguner, Muzaffer, ''Halide Edip Adıvar ve Batı Sorunu'', Türk Dili ve Edebiyat Dergisi, Ankara, 1979.


[1]Deniz Bilgen, ''Wilson İlkelerine Türk Kamuoyunun Tepkisi ve Bunun Amerikan Basınına Yansıması'', Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, C:05, S:18, 1994, s. 123-124.

[2] Hacı Murat Arabacı, ''Milli Mücadelenin Hazırlık Sahasında Halide Edip Adıvar'ın Faaliyetleri ve Mustafa Kemal Atatürk'', Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, S:19, s. 283.

[3] Arabacı, a.g.e, s. 283-284.

[4] Halide Edip Adıvar, ''Türk'ün Ateşle İmtihanı'', İstanbul, 2015, s. 29.

[5] Arabacı, a.g.e, s. 291.

[6] Oğuz Aytepe, Milli Mücadele'de Manda Sorunu ve Mustafa Kemal'in Yaklaşımı, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Ensitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S. 24, 1999, s. 479-480.

[7] Niyazi Berkes, ''Türkiye'de Çağdaşlaşma'', İstanbul, 2015, s. 482-483.

[8] Arabacı, a.g.e, s. 284.

[9] Muzaffer Uyguner, ''Halide Edip Adıvar ve Batı Sorunu'', Türk Dili ve Edebiyat Dergisi, C:XXXIX, S:328, 1979, s. 63.

[10] Hicran Göze, ''Zor Yılların Kadını Halide Edip Adıvar'', İstanbul, 2003, s. 78-88.

Telif Hakkı

© Ferdi Çakmak @ tahtaPopd.com | Tüm hakları saklıdır.

OZANIM (Ozan Arif'e)
Veronica'ya Mektuplar 2
 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış