Ehehe Ali Rıza Emmiyi Tanımıyorlar

Bir yazıyı okumaya teşvik eden giriş cümleleri olur az sonra yazacaklarım için öyle bir şey bulamadım onun için direkt konuya gireceğim. Kısacası bu yazıda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan yahut bilgi sahibi olsa bile edindiği bilgiyi mutlak doğru kabul eden; tutucu, bağnaz, dar kafalı insanlardan yani ''Abderalılar'' üzerine birkaç söz söylemek istiyorum.

  1. Hannah Arendt Nazi Almanyası'nın ruh halini Yahudilere, çingenelere yapılanlara kayıtsız kalmalarını ve savaş bittikten sonra da hiçbir şey olmamış gibi yaşayabilmelerini ''Kötülüğün Sıradanlığı'' sıfatı  ile betimliyordu.Biraz kopya çekerek ben de  Abderalılar için de ''Aptallığın Sıradanlığı'' sıfatını kullanmak istiyorum. Onlar yani Abderalılar  kötü insan değillerdi, kendilerinden daha mantıklı ve akıllı biriyle karşılaştıklarında -bu kişi romanımızda filozof Demokritos'tur- karşılarındaki kişiyi  haris duygularından dolayı küçümsemekten ziyade  asıl problemleri  kendilerinden farklı ve daha mantıklı düşünen birinin olma ihtimalini imkansız görmeleriydi, daha doğrusu böyle bir ihtimali istemiyorlar, kabullenemiyorlardı. Çünkü aksi taktirde kendileri aptal durumuna düşeceklerdi.

Köyden indim şehre filminde bizimkiler Ankara' ya giderler ve önüne gelen herkese ''Ali Rıza Emmi'nin Dükkanı nerde Kardeş'' diye sorarlar ve karşılığında doğal olarak ''Nerden Bileyim Kardeşim Ya'' gibi cevap alırlar.Hatırladın mı? O zaman devamını da hatırlarsın bizimkiler aldıkları cevaplar üzerine ''ehehe ne cahil adamlar yav Ali Rıza Emmiyi tanımıyorlar '' diye insanlarla dalga geçiyordu. Abderalılar da tıpkı böyle işte. Kötü niyetli değiller ama kendilerinden başka bir doğrunun olabileceği ihtimalini düşünmüyorlar. Her neyse bizim bu Abderalılar tiyatroya, müziğe, heykeltraş gibi sanatlara müthiş derecede önem veriyorlar, baya baya sokaklar şarkı söyleyen insanlardan, heykellerden, tiyatro salonlarından geçilmiyor. Kendilerini dönemin felsefe ve sanat şehri Atina ile kıyaslıyorlar ve onları tıpatıp taklit ediyorlar. Zerre estetik zevkleri olmamasını ise, istisnasız her tragedya gösterisi sonunda birbirlerine ''Nasıldı ?'' diye sorup her zaman ''Çok Güzeldi '' cevabını vermeleriyle apaçık gösteriyorlar. Dikkatinizi çekerim cevap hiçbir zaman değişmiyor. ''Çok Güzel ''. Hiçbir sanat eserini kötü olarak nitelendirmedikleri için herkes tragedya yazarı, heykeltraş kısacası sanatçı olma işine soyunuyor. Dolayısıyla vasat ve iyi birbirine karışıyor ki iyi diye nitelendirilebilecek eserler çok çok azdı.

''Abderalılar kendilerini, şehirlerini ve devletlerini hiçbir şeyle karşılaştıralamayacak kadar üstün kabul ederlerdi. Kendi ülkelerinin dışındaki dünyada var olan şeyler, olup bitenler hakkındaki bilgisizlikleri, bu gülünç azametlerinin hem sebebi, hem sonucuydu. Bunun bir sonucu olarak da bir ülkedeki herhangi bir şey Abdera'da olduğundan farklı ise veya Abdera'da o şey hiç bilinmiyorsa, bunun doğru, güzel veya iyi bir şey olabileceğini hiç düşünemezlerdi. Kendi fikirlerinden farklı bir fikir, kendi adetlerinden farklı bir adet, kendilerine yabancı gelecek şekilde düşünmek,onlarca hemen,öyle fazla araştırılıp soruşturulmadan saçma ve gülünç olarak nitelendirilirdi.''

***

Sanatları ile övündükleri kriter ise eserlerin niteliği ve kalitesi değil, sayısı ve kim tarafından ortaya çıkarıldığı idi. Tıpkı günümüzde her önüne geçenin roman yazarı, araştırmacı tarihçi,sinemacı olduğu ve bunların eserlerinin çok satanlar rafından düşmediği, vasat insanların aynı şekilde vasat kitleye hitap ederek göklere çıkarılması gibi.

Şüphesiz Abdera şehri tarihin tozlu sayfalarına gömüldü ama Abderalılar hala aramızda,her yerdeler hatta ölümsüzler ve maalesef ataları kadar iyiniyetli de değiller. Şimdilerde onlar ''Çok ünlü yazar, ünlü bilmem ne zamazingo '' gibi aksesurarlarla bir geleneği yaşatıyorlar.

***

Abderalılar: Eşeğin Gölgesi Davası – Christoph Martin Wieland – Bilge Kültür Sanat Yayınları – Sayfa : 65

Türk Milletinin Bağımsızlık Destanının Adı: Çanakk...
VE TUZ KOKTU

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış