Dallar

Okulun yoluna koyulmak için Jess'i trafik lambalarının orada bekliyordum, tıpkı sözleştiğimiz gibi. Saat sekiz buçuktu belki geç kaldı diye kırk beş geçeye kadar beklemeyi uygun buldum. Rüzgar bu cumartesi gününde sokaktakilere acımıyordu, göklere yükseltebileceğini yükseltiyor, yıkabildiklerini yerlere sürüyordu.

Karşımdaki hristiyan katolik okulunun pankartına dalmışken birden dikkatimi dağıldı. Başımı soluma çevirince camda duran bir kadını fark ettim. Siyah iç çamaşırlarıyla, elinde sigarasıyla, yarı kırık tırnaklarıyla, saçları dağılmış şekilde camda duruyordu sadece sonra bir adam karşıya geçti, önümde durdu, cama baktı. Kadın bir acele ile camı açtı ve bağırmaya başladı. 

Isaac, nereye gittiğini sanıyorsun? 

Bilmiyorum, markete sanırsam. 

Hayretle bakıyordum ama bir yandan bakmamam gerektiğini biliyordum. Aksanlarına mı, ​uyumsuz sözlerine mi, hareketlerindeki ses tonundaki kabalığa mı yoksa adamın elinde duran esrarın kokusuna mı o belli değildi. 

Saatime baktım, kırk beş geçiyordu. Yola bakmadan arkamı dönüp okulun yolunu tuttum. Önümde bir aile gördüm, 4 çocuk bir anne, güle güle gidiyorlardı sonra kadın birden sessizce duran bir çocuğa birden tokatı bastırdı. Çocuk bir göz yaşı bile dökmedi ne de ağzını açtı. Yürümeye devam etti. Ağaçların dalları bile birbirlerini örterken bir ana çocuğuna gün yüzü olacağına hasret olmuştu. Kadın diğer 3 çocuğu başkalarının bahçelerinden çiçekler koparsalar bile sevgiyle bakıyordu. Anlamıyordum bu olayı ne de duygusuzluğu. Evlerde esrar kokuları gitmez olmuş, barın önündeki karnı ağzına gelen adamlar herkesin reçetesini tutarken önüne gelen her kadına güzel sözler söyleyip evdeki karılarına bir “sağ ol” demeyip insan olmuştu. Sabah erkenleri sokağa çıkmak gece hayatının pisliklerini değil, rengarenk ışıklarını değil insanı karartan gerçeklerini sunuyordu. 

Kırılmış market camları, yerde pıhtılaşmış kanlar yanlarında ise iğneler, fırlatılmış iğneler, yırtılmış kıyafetler, pişmanlıklar bırakıyorlardı. Yeşilliklere gelmiştim, bir banka oturdum, baktım gökyüzüne. İçimde yaşayan, gözlerimi süzen martılarım saçlarıma bakıyorlardı bazen ise de al al yanaklarıma. 

Yoncalarda kayboluyordum, ruhun ruhuma değsin diye. 

HABER VER..!
Ölüm Türküsü

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış