CEVAP VERİN SAYIN BAŞKAN!

 Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan'ın Mahkemenin 55'inci kuruluş yıldönümü toplantısında yaptığı konuşmayı okudum. Mahkemenin sitesinde tam metni yer alan konuşmaya karşı, hala biraz var olduğunu düşündüğüm, düşünce ve fikir özgürlüğü kapsamında aşağıdaki yazıyı kaleme aldım. Konuşma metni için bkz.


İlk olarak, konuşmada dikkatimi çeken altı çizilecek hususlara özet olarak değineceğim. Daha sonra ise bu hususlara karşı değerlendirmelerimi sunacağım.

Sayın Başkan diyor ki;

Anayasa'ya göre Türkiye Cumhuriyeti, devletin bölünmez bütünlüğü, milli egemenlik ve adalet anlayışı içinde, kuvvetler ayrılığına ve insan haklarına dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Hiç kuşkusuz muasır medeniyetin en önemli göstergesi adaletin sağlanmasıdır. Mahkemelerin de varlık nedeni olan adalet tüm erdemlerin kaynağıdır. Abdülhamid Meclis-i Mebusan'ı açış nutkunda "Devlet ve milletlerin kuvvet ve kudretinin artması ancak adalet vasıtasıyla olur" demek suretiyle adaletin devletlerin kaderindeki yerini ifade etmiştir.

Günümüzde adaletin en önemli tezahürü temel hak ve hürriyetlerin etkili bir şekilde korunmasıdır. Demokrasilerde devlete düşen görev, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmek, bunların etkili şekilde kullanılmasını sağlayacak tedbirleri almaktır. Bunlar arasında en önemlisi, temel hak ve özgürlükleri olağanüstü hâle sebep olan durumun gerektirdiğinin ötesine geçen müdahalelere karşı korumaktır. Olağanüstü yönetimlerin amacı, olağanüstü hâle sebep olan tehlikenin bertaraf edilerek temel hak ve özgürlüklerin en iyi şekilde kullanılabildiği olağan döneme yeniden dönüşün sağlanmasıdır.

Olağanüstü dönemlerde anayasa mahkemelerine düşen en önemli görev, temel hak ve özgürlükleri olağanüstü hâle sebep olan durumun gerektirdiğinin ötesine geçen müdahalelere karşı korumaktır.

Ancak anayasa mahkemeleri bu görevi yerine getirirken olağanüstü yönetimin anayasal çerçevesi içinde hareket etmek durumundadırlar. Anayasa koyucunun, lafzı, anlamı ve amacı bakımından açık bir şekilde düzenlediği kuralları yorum yoluyla değiştirmek esasen Mahkeme eliyle anayasa değişikliği yapmak anlamına gelir. Bu nedenle OHAL sırasında çıkarılan KHK'leri anayasa izin vermediğinden incelememiz mümkün değildir.

Bu nedenle 685 sayılı OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuyla başvuru imkânının tanınması ve Komisyon kararlarına karşı yargı yolunun açık tutulması önemli bir gelişmedir. Bireysel başvuru yolunun etkisiz gösterilmeye çalışılması doğru değildir.

İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan yoğun insan hakları ihlallerine ve bu ihlallere sebep olan totaliter rejimlere tepki olarak Avrupa'da birçok anayasa mahkemesi ve AİHM kurulmuş olmasına karşın Batı'da yükselen ve gitgide derinleşen bir yabancı düşmanlığı vardır. Bu ise geçmişin tekrarı olan akıl ve vicdan tutulmasını ifade eden büyük bir trajedidir.

Bu önemli meselenin kaynağında hiç kuşkusuz "öteki" ile sağlıklı bir ilişkinin kurulamaması yatmaktadır. Bu nedenle yaşanan küresel vicdan rahatsızlığını gidermenin yolu, başkasını da insan olarak görmek ve insan haklarının aynı zamanda "ötekinin hakları" olduğunu kabul etmekten geçiyor. Bu da insanı "eşrefi mahlûkat" olarak gören bir anlayışı benimsemeyi ve özümsemeyi gerektirmektedir. Aliya İzzetbegoviç'in dediği gibi "İnsan olmak ve insan kalmak, Allah'a ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur." Bu kavram hiç kimsenin dininden, ulusal kimliğinden ya da politik inancından dolayı zulme uğramayacağı ve bunun temel yasa olarak kabul edildiği hukuka uygun devlete tekabül etmektedir.

Buraya kadar özet olarak verilen konuşma kanaatimce her açıdan harika! Mesela; 3 ay sonra bir bahaneyle kapısına kilit vurduğu meclisi açarken söylediği sözle bugün efsane haline getirilmeye çalışılan Abdulhamit anılmış; siyasal islamcıların çok sevdiği Bosna-Hersek lideri İzzetbegoviç unutulmamış; Yahudi felsefeci Emmanuel Levinas, eleştirel felsefenin kurucusu Immanuel Kant, Aristo ve Nizamülmülk'ten alıntılar yapılmış; iktidarın dilinden düşürmediği Batının ikiyüzlülüğü ve yabancı düşmanlığına değinilmiş; bitmeyen başörtüsü mağduriyeti unutulmamış, 15 Temmuz ve 16 Nisandan övgüyle bahsedilmiş; mahkemenin faaliyetleri ve ne aşamada olduğu hakkında ayrıntılı bilgilendirme yapılmış ve tabiî ki bol bol adaletten, haktan, hukuktan bahsedilmiştir.

Sayın Başkanın konuşması; adalet kavramı, temel hak ve hürriyetlerin önemi ve korunması, OHAL'in amacı, anayasa mahkemesinin OHAL'de görevi, anayasa mahkemesinin OHAL KHK'lerini denetleme(me)si, bireysel başvuru ve Batının yabancı düşmanlığı şeklindedir. Başka bir deyişle konuşmasında; adaletten, temel haklardan ve korunmasından, OHAL'deki düzenlemelerin bu yönetimin gerekleriyle sınırlı olması gerektiğinden, anayasa mahkemesinin görevinin temel hak ve özgürlükleri olağanüstü hâle sebep olan durumun gerektirdiğinin ötesine geçen müdahalelere karşı korumak olduğundan çok güzel bahsettikten sonra konuşmanın önceki kısmıyla tezat oluşturacak şekilde OHAL KHK'lerinin denetim dışı olduğunu belirtmiştir.

Bu noktada hem vatandaş hem mağdur hem de hukukçu olarak; temel hak ve hürriyetlerin korunması, idarenin işlem ve eylemlerinin millet adına en önemli denetleyicisi, hukuk devletinin koruyucusu ve ülkedeki en üst yargı kurumu olan AYM Başkanına aşağıdaki soruları sormak ve cevabını beklemek hakkımdır. Buna sebep hariçten gazel okuyanların rahatlığındaki sayın başkanın konuşmasıdır.

Sayın Başkan!

Malumatınız var mı bilmem ama 2802 sayılı Kanuna göre (md.88);"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri dışında suç işlediği ileri sürülen hakim ve savcılar yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya çekilemez. Ancak, durum Adalet Bakanlığına derhal bildirilir. Birinci fıkra hükümlerine aykırı hareket eden kolluk kuvvetleri amir ve memurları hakkında yetkili Cumhuriyet savcılığı tarafından genel hükümlere göre doğrudan doğruya soruşturma ve kovuşturma yapılır."

Başkanı olduğunuz mahkemenize adını veren Anayasaya göre (md.130/7); "Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları; Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar."

Yine Anayasaya göre (md.129/2-3); "Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez. Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz."

Şimdi soruyorum, lütfen cevaplayın Sayın Başkan!

Daha başladığı anda başarısız olacağı belli olan ve neredeyse 12 saatte kendiliğinden sona eren darbe girişiminde kaç hâkim savcı ağır ceza gerektiren suçüstü halinde yakalandı da hâkimlik teminatı hiçe sayıldı?

Anayasanın YÖK kararı dışında başka hiçbir surette görevine son verilemez dediği öğretim üyelerinin kaçı darbe yaparken suçüstü yakalandı da anayasal güvence hiçe sayıldı?

Uyarma gibi basit bir disiplin cezası vermeden önce bile savunma hakkı verilmesi gereken memurların kaçı darbe yaparken suçüstü yakalandı da sorgusuz sualsiz görevlerine son verildi?

Hedef örgüte ne istedilerse verenler, onlarla aynı amaca paralel yollarda yürüyenler "kandırıldık, kusura bakmayın, affola" diyerek kenara çekilebiliyorken emir altında hiçbir şeyden habersiz kandırılan gencecik askeri liseli çocuklar, Harbiyeliler, kursiyer subay astsubaylar onlardan daha fazla mı suçludur?

Birçok kamu kurumunun iş yaptığı bankalara para yatıranlar, sendikalara üye olanlar suçlu da bu faaliyetlere izin veren hatta teşvik edenler suçsuz mu?

Kendi üyelerinizi ihraç ederken kurduğunuz ve tarihe bir hukuk garabeti örneği olarak geçen "… Somut olayın yukarıda ifade edilen özellikleri, anılan yapı ile ilgileri olduğuna dair sosyal çevre bilgisi ve Anayasa Mahkemesi Üyelerinin zaman içinde oluşan ortak kanaatleri birlikte dikkate alınarak…" cümlesi hukukun neresindedir?

Sayın Başkan! Tabirimi mazur görün ama kanun hükmünde kararnamelerle ülkede hukukun ırzına geçilirken en yüksek yargı organı olarak temel hak ve hürriyetlerin korunması için ne yaptınız? Bu kapsamda KHK'leri inceleme yetkimiz yok şeklindeki kendinizi inkar etmeniz anlamına gelen kararınız hakkındaki değerlendirmeye gelince:

Kararınızda kısaca diyorsunuz ki; AYM OHAL KHK'lerini inceleyemez çünkü Anayasa böyle diyor. O halde soruyorum; aynı AYM 1991 yılında aynı Anayasa yürürlükteyken aksi yönde karar vermedi mi? Daha birkaç gün önce YSK 298 sayılı Kanuna mühürsüz zarf ve oylar konusunda 2010 yılında eklenen açık hükme rağmen aksi yönde karar vermedi mi? Anayasanın açık bir şekilde düzenlediği kuralları yorum yoluyla değiştirmek esasen Mahkeme eliyle anayasa değişikliği yapmak anlamına gelir dediğinize göre YSK'nın açık kanun hükmünü yorumla değiştirmesi mahkeme eliyle kanunu değiştirmek değil midir?

Gelelim işin teknik boyutuna, Anayasa md.121/3 der ki; "Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir. Bu kararnameler, Resmi Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur; bunların Meclisce onaylanmasına ilişkin süre ve usul, İçtüzükte belirlenir."

Kararınızda diyorsunuz ki "Anayasa Mahkemesinin, olağanüstü hâl KHK'sı şeklinde yapılan düzenlemelerin gerçekten olağanüstü hâl KHK'sı niteliğinde olup olmadığını belirlemek için yer, zaman ve konu ölçütlerini esas alarak yaptığı inceleme, KHK kurallarının içeriğinin değerlendirilmesini gerektirmektedir. Böyle bir değerlendirme de kuralların, esas bakımından Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapılması sonucunu doğuracaktır. Bu yaklaşım, Anayasa'nın 148. maddesindeki şekil ve esas bakımından denetim yasağını tamamen anlamsız ve işlevsiz hâle getirmektedir."

Anayasa açıkça "olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda" dediğine göre hükümet tarafından çıkarılan KHK'nın olağanüstü halin gerektirdiği konu hakkında olup olmadığını nasıl anlayacağız, elbette ki düzenlemenin içeriğine bakarak, oysa siz diyorsunuz ki ben asla bakamam bakarsam anayasayı çiğnemiş olurum. Peki hükümet sizin korumakla görevli olduğunuz anayasayı ihlal etmişse ne olacak bu ihlal nasıl telafi edilecek? Hangisi daha kötü sonuçlar doğurur: İçeriğe bakıp tespit yaparak ihlal varsa gereğini yapmak mı yoksa iktidarı tamamen denetimsiz bırakmak mı? Muhtemelen biliyorsunuzdur anayasada OHAL ilanını gerektiren iki ayrı durum bulunmaktadır. Bunlardan biri "Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım" halleridir. Diyelim ki tabi afet nedeniyle OHAL ilan edildi hükümetin çıkardığı KHK'nin tabi afetle ilgili olup olmadığını inceleme yapmadan nasıl anlayacaksınız? O zaman kendinizi anlamsız ve işlevsiz kılmış olmayacak mısınız?

OHAL ilan etmek için özel bir çoğunluk aranmamakta olup, TBMM'de toplantıya katılanların salt çoğunluğu yeterlidir. Bu kararınızla hükümetlere bundan sonra ülkeyi istediği zaman OHAL ilan ederek yönetme, istediği konuyu KHK ile düzenleme yolu açtığınızın farkında mısınız?

Netice olarak, yetki verilen organın yetkisini anayasal sınırlar içinde kullanıp kullanmadığını anlamak için AYM'nin inceleme yapması şart olup, aksi görüş iktidarı anayasa mahkemesinin denetiminden çıkaracak ve sonucu felaket olacaktır. Eminim ki bunları benden çok daha iyi biliyorsunuzdur. Bilin ki mazlumların hakkını korumadığınız, haklıdan değil güçlüden yana tavır aldığınız için vebaliniz büyüktür.

Sayın Başkan keşke şu hususlarda da birkaç kelam etseydiniz…

12 saatte sona eren darbe girişiminden dolayı, şimdilik, 12 ay devam OHAL yönetiminin hukuka uygun olup olmadığı,

Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanlarından tutunuz da, bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz denilen ve adında Cumhuriyet sıfatı yer alan tek kurum olan bir kısım savcıların ve özellikle sulh ceza hâkimliklerinin evrensel hukuk ilkelerini tersine çevirmelerinin ve ihlal etmelerinin hukuka uygun olup olmadığı,

Biz şüpheli hakkında herhangi bir delil bulamamış olabiliriz ancak bulamamış olmamız delil olmadığı anlamına gelmez diyerek hazırlanan iddianamelerin; ben senin malına tedbir koymazsam benim malıma tedbir konabilir; haydi bakalım suçlu olmadığını bize ispat et diyen mahkemelerin hukukun neresinde olduğu,

Kararı beğenilmeyen hâkimlere derhal işten el çektirilmesinin, haklarında soruşturma başlatılmasının, partililerin yargı mensubu yapılmasının yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgisi,

İktidarın mahkemenize atamak için bin türlü katakulli yaptığı üyeyi ihraç ederken bu işlemi yapanların da en az onun kadar fetocu veya en azından yüzlerinin kızarmasını gerektirecek kadar kusurlu olup olmadığı,

Darbe girişimi oldu ve aralarında darbeciler çıktı diye askeri hastanelerin, askeri mahkemelerin, askeri okulların kapatılmasının OHAL ile ilgisinin ne olduğu,

23 Ocak 2017 tarihinde yayımlanan 685 sayılı KHK'ye göre bir ay içinde kurulması gereken OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunun 3 aydır kurulmasını kimin engellediği, kurulsa bile güvenceden yoksun üyelerin vicdanına göre karar vermesinin mümkün olup olmadığı,

Darbeciler hariç haklarında hiçbir işlem yapılması mümkün olmayan binlerce masum ve mazlumun hangi suçları işlediği, devletin vatandaşa kin ve nefret tutmasının doğru olup olmadığı, konuşmanızda belirttiğiniz ve hakkını aradığınız Avrupa'dakilerden önce kendi ülkenizde ötekilerin, itilip kakılanların, medeni ölüme mahkûm edilenlerin olup olmadığı, bariz bir örnek olarak sadece gerçekleri haykıran şehit abisi Yarbay Mehmet Alkan'ın hangi suçları işlediği de başına gelmeyenin kalmadığı, Bkz. http://odatv.com/ey-musa-sen-haklisin-ama-rizkimizi-firavun-veriyor-diyenlerden-olmayacagim-1504171200.html

Son söz…

Sayın Başkan! Bu ülkeyi yönetenler, haşa, Allah'la yarışıyor. Nasıl derseniz malum "Allah bir şeye ol der olur" bunlar ise icraatlarıyla "yaptım oldu" diyorlar. Ne evrensel hukuk ne anayasa ne yasa ne başka bir şey onlar için bir anlam ifade etmiyor, onlar için amaca giden her yol mübah zaten söyledikleri gibi onlar için demokrasi amaç değil vakti zamanı geldiğinde inilecek bir araç değil miydi?

Sayın Başkan sahi sizce de "Hukuk iktidarın fahişesi midir?" Eğer öyleyse onu kurtarmak için bir çabanız olacak mıdır yoksa kendi varlık gerekçenizi reddederek seyretmekle mi yetineceksiniz? Unutmayın adalet yok olursa devlet yok olur, parti devletine giden yolda işlediğiniz günahlara son verin. Sizin de paylaştığınız gibi İnsan olmak ve insan kalmak, Allah'a ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur. Tabi ölümlülerden daha çok inanıyor ve korkuyorsanız!!!

Telif Hakkı

© Mehmet Alkan @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

Bir Kavram Olarak Saygı
BİRAZ...

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış