AMERİKA HİNDULARININ TÜRK RUHU

Tüm bu söylenenlerden sonra şu sonuca varıyoruz ki halkların kökenlerini açığa çıkarmak için antropolojik deneylerin yanı sıra günlük hayat ve dini semboller gibi birçok unsur göz önünde bulundurulmalı.

Son devirlerde yapılan bir dizi teknolojik araştırmalar ortaya her gün yeni kuramlar atmaktadır. Öyle ki artık bazı dillerde Türk kökenli kelimelerin olduğu ve bazı halkların din ve mitoloji gibi milli unsurlarında Türk soylu obje, şahıs ve motiflerin mevcutluğu kabul edilmeye başlanmıştır.

Dünyanın birkaç öncü Türkoloğu, Amerika Hinduları ile Türklerin menşei bağlılığı hakkında ilginç söylemlerde bulunmuşlardır. Hindu kabilelerinin dünyaya bakışlarında, dinlerinde, efsanelerinde, adet ve ananelerinde Türklerle fazlasıyla benzerlikler olduğunu görmüşlerdir.

Amerika kıtasında yaşayan Hinduların Türk soylu olduklarını söyleyenler çıkmışsa da bu etnik akrabalığın yahut aradaki kültürel ahengin mümkünlüğü ciddi bir ilmi problemdir ve ünlü araştırmacılardan Otto Reriğ, Ahmet Ali Arslan ve birkaç araştırmacı bu konuda ilginç fikirler söylemiş ve eserler yazmışlardır. Konu hala tam açıklamamıştır lakin "Âlim" Batı dünyası için maceralı karakterler barındıran Hindu edebiyatı ve folkloru son derece iştah kabartıcı olmuştur.

Bir kültürün nasıl inşa edildiğini öğrenmek,bu alanda kavramları aydınlatmak adına yapılacak çalışmalarda bu kültürün tarih boyunca dünyanın hangi halklarından etkilenmiş, hangileriyle iletişimde bulunmuş olduklarını izlemek birinci koşuldur. Araştırmacılar şöyle sonuçlara vardılar ki; Hindular Sibirya'dan, Alaska'dan ve Merkezi Asya'dan geçerek Amerika'ya gelmişlerdir ve bu, ilim adamlarının fikir hayatında Türklerle akrabalığını mümkün kılmıştır.

Amerika Hindularının ve Türklerin dünya görüşlerindeki genel faktörlere bakılacak olduğu zaman esas rol kesinlikle totem ve tabulardan geçmektedir. Ünlü Türk Abide ve Yazıtlarının hemen hemen çoğunda görülen mes, tulu kuşu, gaba ağaç ve kurt yüzü Türk milleti için tarihin birçok döneminde mübarek sayılmıştır.

Sayılmış olan bu totem ve tabular içerisinde " Kurt " konusu büyük önem arz eder.Şöyle ki hem Türk Tarihinde hem eski Hindularda Kurt her zaman önemli ve kalıcı bir nitelik taşımıştır. Değişen durumlar, gelişen olaylar çeşitli kabile ve tayfaların günlük yaşamlarını değiştirmiş, totem ve tabularının bir kısmı değişmiş, bir kısmı silinmiş olduğu halde Kurt daha da derinlere kök salmıştır, zor anlarda yol gösterici olmuştur ve bu durum her iki halk içinde geçerlidir.

Türklerin kurda bağlılığı, bilindiği gibi cedlerinin kurttan türediği değil kurt sayesinde yaşama tutunmuş olduğu inancından gelmektedir. Bu konuyla alakalı olmak üzere eski Çin ve Türk kaynaklarında önemli ve değerli bilgiler mevcuttur. Rus Seyyah Biçuri bu konuda derin araştırmalar yapmış,Türklerin Kurtlar sayesinde hayatta kalması konusunu gözlemiştir. Ömrünün 20 yılını adadığı araştırmalarından birinde der ki; "Türkyuk evinin cedleri Batı denizinin batısında yaşıyor ve tek bir toplum oluşturuyorlar. Bu Aşna denilen Kunn evinin dolu olmasıydı. Sonraları bu nesil komşu hükümdar tarafından yenildi ve tamamen kökü kesildi. Onlardan yalnız 10 yaşlı ile bir oğlan sağ kaldı. Yaşı küçük olduğu için askerler ona acıdılar. Kollarını ve ayaklarını kesip onu bir göle attılar. Dişi Kurt oğlanı buldu ve onu etle besledi. Hükümdar duydu ki oğlan yaşıyor, oğlanı bulup öldürmesi için adam gönderdi. Gelen adamlar oğlanın yanında dişi kurt gördüler. O zaman, Çin rivayetinde denildiği gibi, bu dişi kurt Batı denizinin doğusundaki Qao-Çan'ın kuzeybatısında olan dağlarda göründü. Dişi Kurt burada sığınak buldu ve oğlandan on çocuğu doğdu. Ve onlarda büyüdükten sonra evlendiler ve çocukları oldu. Sonradan her biri kendi neslini oluşturdu."

Hindu folklorunu araştıran Rus Vaşşenko bir yazısında şu cümleleri kullanır; " İnsan-Kurtlar Doğu ve Kuzeye doğru ilerlediler." Ve "Görünür hemen, o insan kurtlar mogikanlardı. Kurtlar onların totemi idi."

Hinduların ünlü "Vallamolum" poemasında-Bizdeki manzum hikâyelere benzer-Kurt isimleri dikkat çeker; " Veliahtların arasında Güçlü Kurt vardı ve o kabilenin başıydı." " Beyaz Kurtların babaları ve Kartalların babaları uzun zaman balıkla zengin olan suların yanına yerleştiler. (Bilinmelidir ki kartalın Türk folklorundaki yeri de Hindulardaki kadar büyüktür."

Hinduların masal ve efsanelerinde de Kurtlar sık sık kullanılmıştır; " Kuzey, güney ve doğunun adamlarını getirdiler. Daha sonra ilk avcılar, rehberler, şamanlar ve onların karıları, kızları, kurtları geldi."

" Kara kurt her şeyi anladı. Tayfanın adamları avdan döndüğünde büyük bir ateş yaktılar ve et kızardığında halkına yeni bir dans öğretti.Şimdi tüm Dakota tayfasının oynadığı ve Kara Kurt'a şöhret kazandıran bu yeni dans "onların dansı"ydı."

" … O ansızın kıpırdamadan oturmuş. Gri Kurtla karşılaştı. Kurt dedi ki: Ben kutsal dağların bekçisiyim. Seni daha yukarılara götüreceğim."

"Gri Kurt yolda yalnız başına giderdi. Kuyruğunu sallayıp,gözünü sahibinden çekmeden köpek de onun arkasından sürünürdü."

Türkler kurdu mübarek bulmuşlar lakin Amerika Hinduları işin boyutunu biraz değiştirmişler hatta büyütüşlerdir diyebiliriz.Ünlü Türk tarihçi B.Ögel Kızıl derilerin dini merasimlerini şöyle anlatır; " Önce köpeği iyice beslerler. Köpek şişmanladıktan sonra onun boynuna renkli ip bağlarlar. Ölünün ruhunun ona kurban edilen köpek tarafından korunacağına inanırlar."

Bu adet aynıyla İronez kabilesinde de var; " Birinci gün köpeğin boğulması törenidir. Bunun için en sağlıklı ve beyaz köpek bulunur. Beyaz renk –İronezler için- temiz ve inanç sembolüdür. Köpeği boğdukları zaman yere bir damla kan düşmemesine ve kemiklerin kırılmamasına çalışırlar. Köpeğin boynuna beyaz renkli ip bağlanır. Bu bir itibar sembolüdür. Ayrıca köpeği çok istekli süslerler ve bunu kendileri için hayırlı bir iş sayarlar. Süslenmiş köpek cesedi yerden sekiz lut yüksekliğe asarlar ve beş gün gece gündüz asılı kalır. Beşinci gün sabahı onu yakmak için indirirler ve cesedi yaktıkları zaman hemen hemen herkes ağlar."

Şair ve araştırmacı Longfello'da kurtların değerini görür ve Hindu hayatını anlattı ünlü poeması " Hayavatta hakkında nağmeler" eserinde kurt derisinden olma şehirli torbayı şöyle anlatır;

Pok-kiviş tantomeyle

Kurt derisinin torbasını

Açıp ordan önce bir

Cam çıkarttı sonra bir bir

Çıktı çöle bu torbadan

Pogasenin fikurları

Tomagouk, ponkevogon

Bir helaca balıg-kigo

Bir çift yılan bir çift yaya!

Sanılıyor ki kutsal torba yer ürenin kendisiydi ve yer küre kutsal sayıldığı için Kurt derisinden dikilmiş torbaya benzetmek uygun görülmüştü.

Tüm bu söylenenlerden sonra şu sonuca varıyoruz ki halkların kökenlerini açığa çıkarmak için antropolojik deneylerin yanı sıra günlük hayat ve dini semboller gibi birçok unsur göz önünde bulundurulmalı.

Biraz araştırma yaptığımda sembolleri ayı, geyik, tilki,horoz,kanguru olan milletlerin nezdinde Bozkurt huylu bir Türk olmanın kesinlikle bir ayrıcalık olduğundan bir kez daha emin oldum. Bu konular deşildikçe bir Türkün soyuyla ve mazisiyle gurur duyması çok olağan. Niyetim kalkıp bir de kurdun özelliklerini saymak değil ama gerek destanlarımız gerekse tarihimizin her satırına her kelimesine işlemiş, kanımdaki Bozkurt ruhuyla ömrümün sonuna dek övünürüm.Bunu başka halklara da örnek olarak kanıtlamış olan;

Bozkurtluk erdemdir, ahlaktır.

Bozkurtluk okumaktır, ülkü uğruna geceyi gündüze katmaktır.

Bozkurtluk yiğitliktir, cesarettir.

Bozkurtluk gereğince barışçı, sonuna dek savaşçı olmaktır.

Son olarak; bunları araştırıp ortaya koymak için uğraştık lakin Rahmetli Servet Somuncuoğlu'nun sözleri de kulağımızdan silinesi değil: "Türklerle ortak değerlere sahip olmak, Türk olduğunuzu kanıtlamaz. Öyle ki Türklük; hiçbir zaman kolay meziyet olmamıştır."

Telif Hakkı

© Aslıhan Kaya @ tahtaPod.com | Tüm hakları saklıdır.

GÜNDEME DAİR ''ORDAN BURDAN ŞURDAN''
Her Yer Bela: Kerbelâ

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış