​8 ADET KÜP ŞEKER

Elimdekinden hariç sekiz adet küp şekerim kaldı. Bu da 8 gün demek. Önceleri çaya üç şeker atardım şimdilerde ise bir küp şekeri dahi ikiye bölüp öyle atıyorum çaya. Sabah bir akşam bir çay içiyorum. Akşamki çayı yeniden demlemiyorum. Sabahki çayı ısıtıyorum. Evvelinden beri şu çayı şekersiz içmeye alışamadım. Gerçi geçenlerde bir hafta kadar şekersiz içmeyi denedim ama "ulan bir çayımız var zaten o bari zehir olmasın birazcık tat alayım şu meretten" diye en olmadı yarım şeker atmaya karar kıldım. 

Yarın bir işe gireyim ilk maaşımı alırsam şayet en az 3 kutu küp şeker alacağım kapı kapı gezip ihtiyacı olan var mı diye soracağım varsa da yoksa da o şekerleri evime getirmem veririm birilerine mutlaka. 
Gerçi bu sanırım hiç gerçekleşemeyecek. Çünkü sıra ona gelene değin ne çok şeyi şart koştum veya söz verdim kendime. Örneğin 3 hafta kadar önce bir kavurma yemiştim. İnsan ne zamandır eti öyle bütün bütün yemeyince başta garipsiyor. Bunca eti boca etmelerine içten içe bozulmuştum "adam sen de o kavurmaya harcadığın et ile kim bilir kaç gün ne yemekler yapılırdı" diye düşünmüştüm.

Çok değil daha bir yıl öncesine kadar canımın istediği bir yemek yoktu hatta bu 3 haftadır aklımda kalan kavurmaya bile çatalın ucuyla bir iki bakar sonrasında çok ağır bulur kalkardım sofradan. Hatta gün boyunca düşündüğüm birçok yemeği bir ömür boyunca görmesem aklıma gelmezdi sanıyordum.

Kafam, çok dolu. Bir iş, bir iş…Ne iş olursa. Yeter ki çalışayım. Sahi bir işte faydalı olmaktan ziyade bir işin bana faydalı olmasına bakıyorum şu sıra bana derken en temel ihtiyaçlarıma. Ne bileyim en azından ne zamandır şu musluktan içemediğim için kaynattığım sonra soğumaya bıraktığım suyun yerine dışardan bir su alsam. Çocukluğum da ne iyiydi musluktan kana kana su içerdik. Daha ortaokul sıralarına geçmeden şebeke suyuna kanalizasyon karıştı. Gerçi her ikisini de yapan aynı belediye idi ama kimse bunun hesabını kimseden sormadı o gün bazıları arıtma aldı bazıları ise damacanalar söylemeye başladı. Zaten şebeke sularından toplu zehirlenmelerden yaklaşık bir iki ay kadar evvel de sular içilmez oldu söylencesi dilden dile dolaşmaktaydı. Sokağımızdaki çeşmeden akan su evimizdekinden farklıydı ve biz oradan su doldururduk kimi zaman. Gerçi o çeşmelerin önce muslukları kırıldı sonrasında kendileri söküldü kalanlar çöplüklere döndü.

Ne iş olsa yaparım diyorum kendi kendime ya sahi neden yapayım? Ben onca yıl neden okul okudum ki ne iş olsa yapmak için mi? Gerçi ben gibi herkesin hayalleri ile oynandı. Kim benden iyi durumda ki?
Kimle konuşsam benden daha dertli çok değil daha geçen gün İbrahim intihar etti zavallı türlü sıkıntılarla girdiği işten maaşını 2 ay çalışıp bir kuruş alamadı. Patron da ortalarda yok kimden hesap soracak ki?
Osman hele askeriyeyi ne çok severdi ulan daha ortaokul sıralarında harbiye marşını ezbere bilir gelir gelir başımıza söylerdi yeter lan kafamız şişti desek de güler daha çok bağırarak devam ederdi. Asker ruhluydu. Hele de Askeri Liseden sonra Askeri Tıp Akademisine gittiği yıl bütün mahalleyi ayağa kaldırmıştı. Sokakta eline aldığı bir çıktı ile kazandııım laaan kazandııım diye bağrıyordu, "aklını oynattı sevinçten" diye annesi ardında bir yandan ağlaya bir yandan güle koşuşturuyordu Osman'ın ne kadar konu komşu varsa siz bakmayın bizim deliye diye binlerce özür diliyordu. Komşuları ise annesini kutluyor eline yapışıp öpüyor "gözümüz aydın gözümüz medarı iftarımız Osman aslan Osman" diyorlardı gerçi şimdilerde aynı komşuları selam vermiyorlar. Osman'ın da diploması elinden alınmış şu malum olaydan, o gün evinde herkes gibi televizyondan izlediği halde herkesten farklı bir hayata uyanmıştı Osman. Mahalleye geldiğinde ise birkaç densizin "vatan haini" demesi ile karşılanmıştı.
Ne annesi ne babası ne de ablası konuşturabildi onu. Ne zamandır gözümüzün önünde eriyor gidiyor zavallı.
Bizim mahallemizden, sonradan herkes kazandıysa da, o yıllarda üniversite kazanan çok yoktu gerçi ben de onlardan biriydim belki de en cafcaflısı.
Fikret'in annesi beni gösterir gösterir sitem ederdi ne var onun gibi okusan derdi. Fikret okumaz ki ne vakit ciddi bişey yapacak olsa içine ederdi. Zora gelmezdi kolaycı ben sabah erkenden uyanır dersin başına otururdum o ise öğlen sonuna değin yatardı.
Geçen hafta gördüm tek kapılı bir BMW almış acıyarak baktı bana. "Gardaaş lazım neyin olursa de de sana borç vereyim" dedi ağzını doldura doldura. Yalan ne borç vermesi etrafındakiler duysun benle dalga geçsin de meselesi o tamamen nerde beni düşünecek? Hem düşünecek adam sorar bir ihtiyacın var mı diye haspam ne biliyor hem benim ne durumda olduğumu.
Gerçi annem demiştir annesine ne zamandır işsiz diye.

Hayatım boyunca kimseden para istemedim ben. Ekmeğin arasına şeker koyup kahvaltı yaptığım ya da akşamları bir yoğurt yeyip uyuduğum çok oldu. Kaç defa karnımın gurultusunu duymamak adına yastığımla bastırdım bilmem.Ama o Nuran'ın ömrü boyunca tek maharetinin ağzındaki sakızı patlatmak olduğunu ve aldığı bilmem ne markalı çantasının en aşağı 10 bin lira olduğunu iyi bilirim.
Nuran eski sınıf arkadaşım çocukluğumuz beraber geçti lisede bir kuaförde kalfa gibi bişeydi onda da ne kadar çalıştı şaibeli sonrasında bizi hiç beğenmezdi paspal ve züğürt bulurdu ne zaman hasbel kader aynı ortamda denk gelsek "kafası şişer" amaan ne saçma şeyler konuşuyorsunuz derdi onu dinlerdik ağzımız açık kalırdı gitmeyi hayal edemediğimiz yerlerde geçerdi hayatı. Saçının boya parası ile ya da bir fotoğraf çekmek için aldığı içkilerle bir mahalle doyardı.

Ben boş beleş işlerle uğraştım hep. Mesela birkaç dil bilirim. Onlarca seminerde konuşma yaptım bir o kadar makale yazdım. Kafamı toparlayabilsem çıkarmaya hazır birkaç tane de kitabım var. Geceleri sabahlara kadar çalıştım. Kendim çalıştım kendim okudum kimsenin hakkına kimsenin puluna tenezzül etmedim.
Neyse kar etmiyor hiç biri tecrübeli eleman arıyorlar 3 yıl 5 yıl 10 yıl babasının tarlasına buğday küreliyor sanki yaz babacım 50 yıl. O ilanlardaki tecrübeli kesin bulunur, mesela Akif öyle idi bütün gün kahvede batağa dönerdi akşamları ise gazinoya giderdi çok uluslu bir firmada yönetici oldu keşke biraz okusaydı. Gerçi o okusaydı 2 tane danışman nasıl ekmek yiyecekti neyse aman canım Akif kimlerle durması gerektiğini iyi bilen bir arkadaşımızdı neticede hep güçlü olanları sevdi.
Bir iş yeri ile görüştüm Porsche'undan inen patron asgari ücret veremeyeceklerini söyledi onlar da o kadar kazanmıyorlarmış. Sigortayı da üç aylık deneme süresinden sonra yapacaklarmış. Hak verirsin dedi hakkınız var dedim. Düne kadar hak vermek şöyle dursun yüzüne tükürür giderdim. Ama gel gelelim beni arayacaklardı işte heralde birkaç yıla mutlaka ararlar.

Onu düşünmemeliyim şimdi annemler köye yerleştiğinden beri benden para bekliyorlar. Hele bugün akşam da yiyecek bir ekmek alayım sonra ne kalırsa kalanını… Kalanını… Kalanının! Canına yanayım

Kürk mantolu Madonna ve çok kültürlülük
EĞİTİLMİŞ TOPLUMSAL DUYARSIZLIK, POP KÜLTÜRÜ VE BA...

İlgili İletiler

 

Yorumlar (0)

Henüz Yorum Yapılmamış